Kürt LGBTİ+ aktivisti Sinan, bugün Bianet ile yaptığı özel söyleşide, kimliği ve coğrafyasında yaşadığı zorlukları gözler önüne seriyor. ‘Biz hem yurtseveriz hem de lubunyayız’ diyen Sinan, Onur Ayı kapsamında LGBTİ+ mücadelesinde karşılaştığı engelleri ve göçe zorlanma sürecini ilk kez detaylarıyla anlatıyor[1].
Kürt Kimliği ve LGBTİ+ Mücadelesi
Sinan, yaşadığı coğrafyanın ve içine doğduğu koşulların, kimliğinin şekillenmesinde belirleyici olduğunu vurguluyor. Kürt kimliği ile LGBTİ+ kimliğinin beraber var olabileceğine dikkat çeken Sinan, bu iki kimliğin özgürlük mücadelesinde birbirini desteklediğini söylüyor. Yurtseverlik ve lubunya kimliği arasında bir çatışma olmadığı görüşünü savunan aktivist, toplumdaki önyargılar ve dışlanma ile mücadele etmenin zorluğuna işaret ediyor.
Toplumsal Baskılar ve Göç
Sinan, yaşadığı bölgedeki baskılar nedeniyle zorunlu göç deneyimini paylaşıyor. Güvenlik ve özgürlük alanlarının kısıtlandığı coğrafyadan ayrılmak zorunda kalan aktivist, göçün sadece fiziksel değil psikolojik bir travma olduğunu belirtiyor. Bu süreçte karşılaştığı ayrımcılık ve dışlanmanın LGBTİ+ kimliği ile birleşerek mücadelesini daha da zorlaştırdığını ifade ediyor.
Çifte Ayrımcılıkla Mücadelede Yeni Ufuklar
Sinan’ın deneyimleri, hem Kürt hem LGBTİ+ olmanın beraberinde getirdiği katmanlı ayrımcılığıBianet ile yaptığı söyleşide, bu iki kimliği barış içinde yaşatmanın ve görünür kılmanın önemine de dikkat çekiyor[1].
Gelecek Perspektifi ve Toplumsal Değişim
Sinan, önümüzdeki dönemde Kürt LGBTİ+ hareketinin daha görünür ve güçlü hale gelmesi için çeşitli çalışmalar yapma niyetinde olduğunu belirtiyor. Toplumsal farkındalık ve hoşgörünün artmasıyla birlikte hem yurtsever hem LGBTİ+ kimliklerin daha barışçıl bir zemin üzerinde buluşabileceğini öngörüyor. Sinan’ın sözleri, kimlikler arası köprüler kurmanın önemini ortaya koyuyor.
Sonuç ve Değerlendirme
Kürt LGBTİ+ aktivisti Sinanın hikayesi, Türkiye’deki kimlik politikalarının karmaşıklığını ve bu kimlikler içinde yaşanan zorlukları anlamak için önemli bir pencere sunuyor. Yurtseverlik ve lubunya kimliği arasındaki dengeyi kurmanın zor ama mümkün olduğunu gösteren Sinan, mücadelenin ve dayanışmanın gücünü vurguluyor. Önümüzdeki yıllarda, bu tür seslerin daha fazla görünür olması, toplumsal kabul ve eşitlik adına kritik bir adım olacak gibi görünüyor[1].